3 Haziran 2015 Çarşamba

Mucizeler Yolu I / Anadolu'nun Sınırları

“Karadeniz’de dağlar kıyıya paralel, Ege’de dik uzanır. Bu yüzden Ege’de kıyılar girintili çıkıntılıdır.”

Bu cümleyi ne zaman öğrenmeye başladık hatırlamıyorum bile, hatırladığım daha çok bu cümle üzerine çok düşündüğüm ve bu cümleyi bir türlü kafamda oturtamadığım. 


Sonra birgün, Gökova Körfezi’nde sürekli yaklaşan ama bir türlü bitmek bilmeyen burunları kürek çekerek aşmaya çalışırken bir aydınlanma yaşamıştım. Girintili çıkıntılı kıyılar ve denize dik uzanan dağlar! Evet, işte bunlardan bahsetmişti, bunca sene o dört duvar binalarda öğretmenler! Neyse ki şimdi  bu dağları görüyor ve hissediyordum. 

Konumuz yine aynı. Mucizeler Yolunun temeli de bu konuya dayanıyor. Anadolu iklimi, bitki örtüsü, mimarisi, yaşam şekilleri her şey bir noktada bu konuya bağlanıyor. Bu defa Göksu Vadisi’nde Güven Eken, Anadolu’nun oluşumunu anlatıyor. 


Göksu Vadisi'nde oluşumun izleri
Efendim, bu dünya 4 milyar yıllık bir dünya “imiş”. En başında bütün kara parçaları bir yapbozun parçaları gibi birmiş, sonra yavaş yavaş uzaklaşmışlar. O zaman Anadolu yokmuş, varmış da denizin altındaymış. Sonra, 65 milyon yıl önce, Anadolu’nun kuzeyindeki ve güneyindeki kara parçaları, yeniden birbirine yaklaşmaya başlamış. Nasıl mı? Depremlerle! Böylece, Avrupa-Asya ve Afrika dediğimiz kıtaların birbirine yaklaşması sonucunda denizin altındaki Anadolu, yani deniz tabanı sıkışarak denizin üstüne doğru yükselmiş. Bu esnada kuzeyden ve güneyden sıkışan kayalar, yukarı doğru çatlayıp kırılarak doğu batı doğrultusundaki dağları oluşturmuş. Böylece Karadeniz ve Akdeniz’de dağlar kıyıya paralel, Ege’de ise denize dik olmuş, iç kısımlar ise plato olarak kalmış. 

İşte bu dağlar özellikle denize paralel olan Karadeniz ve Akdeniz dağları, Anadolu’nun iklimini ve bitki örtüsünün sınırlarını belirlemiş.

Bu çizimi bir fikir olsun diye internetten buldum
Gürgen
Kuzeyde denizden gelen nemli havanın, güneye geçmesini engelleyen Karadeniz Dağları, Anadolu’nun kuzey sınırını ve iklimini belirlemiş. Bu bölge kayın, gürgen, ıhlamur, dişbudak gibi kışın yapraklarını döken sık ormanların olduğu bir bölge olmuş. Biz de Karadeniz Dağları’nın kuzeyinde kalan bu nemli iklim bölgesine Avrupa Sibirya Bölgesi demişiz.

Güneyde ise Akdeniz’de uzanan paralel dağlar yani Toroslar, güneyden gelen nemli havayı ve sıcak rüzgarları Torosların kuzey tarafına geçirmeyerek Akdeniz ikliminin doğal sınırı olmuş. Aynı durum Ege’de biraz daha farklıymış, burada dağlar kıyıya dik uzandığı için dağlar rüzgara set olmuyor ve nem iç kısımlara da ulaşıyormuş. O yüzden Ege’de ılıman Akdeniz iklimi  biraz daha içerilere giriyormuş, peki ama nereye kadar? Rüzgarın nefesinin yettiği yere kadar. Rüzgarın nefesi bir yerde kesiliyor ve nem en iç kısımlara kadar ulaşamıyormuş. 

Kuzey ve güneyde dağlarla sınırlanan, batıda ise rüzgarın nefesinin yetmediği iç kısımlar ise nemsiz olduğundan kurak kalıyormuş. Yazın sıcak ve kurak, kışın soğuk ve karlı iklimiyle Orta Anadolu’da bozkır bizi selamlıyormuş ve biz de bu bölgeye İran-Turan Bölgesi diyormuşuz.  



İşte, nem kaynağı olarak denizler ve doğal sınır olan dağlar, yüce dağlar! Dağlar kıyıya dik mi paralel mi uzanır, önemli konuymuş. Bu sayede iklimi de bitki örtüsünü de okuyabilirmişiz. 

Anadolu’nun bir zamanlar deniz olduğunu da deniz canlılarına ait fosillerin dağların tepesinde bulunmasından anlamış bilim insancıkları! Bir de Anadolu baya genç bir kara parçasıymış. “4 milyar yaşındaki dünyanın, 65 milyon yaşındaki kara parçası Anadolu”. 

Bu yazı, sınırların masalı gibi oldu. Umarım, en kısa zamanda, bir sonraki yazı sınırsızlığın masalı olacak, yürüyen bitkiler falan var, çok heyecanlı, beklerim :)

Nurdan

Harita > http://www.muhsinyazici.com/egitim/index.php/turkiyenin-daglari/608-tuerkiyenin-dalar.html?tmpl=component&print=1&page=


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder